27 Mayıs 2012 Pazar

okuldu müzikaldi sınıf konserydi derken yoğunluktan çocuğumun günleri, hayatı nasıl karşılayıp özümsediğini yada özümseyemediği anları yazacak zamanı bulamıyorum.. akını okula alacaklar ben vermek istemiyorum en büyük sıkıntım bu şu ara onunla ilgili..orman mevsimi açıldı ormanlardayız.. parklardayız... fırsat buldukça ben de takılıyorum onlar genellıkle anneannesiyle takılıyorlar bu ara..dün müzikailmiz vardı ben anlatıyorum ara ara sonra çocuklar dönem dönem oynuyorlar çalıyor söylüyorlr akın diyormuş ki benim donduğum zamanlarda annemin fişini çektiler... aklıma bişey gelmiyor... saat 1 oldu gece boyu akının çişiyle uğraşıyoruz hala şakır şakır işiyor çoğu zaman kendisi uynamıyor 2 saatte bir kaldırıp çiş yapıyoruz çok zor... uyumu alamıyorum..hikmet karşımda horluyor.. bi taş aldık özel bi taş yastığının içine koyduk o yastıkta uyuduğunda horlamıyor... nasıl bi taşsa...

12 Mayıs 2012 Cumartesi

oy anam.. yağmurlar yağııypr şakır şakır... şu okul meselesini ne yapacağız bilmiyorum daha çişini oyun oynarken söylemeyi unutan çocuk 6 saat nasıl otracak o sıralarda..

27 Nisan 2012 Cuma

istanbula gittik geldik her taraf bebek doluydu..yeni doğanlar 4o ı çıkmış olanlar biraz büyümüşler yeni konuşmaya başlayanlar ve anasının karnına düşmüş olanlar... akın şaştıb kaldı her tarafda bebek var diyor...güzeldi gittik geldik

8 Nisan 2012 Pazar

dün haberleri izliyoruz.. bizimki haber ajansı gibi bu ara hep haberlerden örnekler veriyor kaza olmuş yangın çıkmış gibi haberler.. neyse.. bi adam gelmiş petrol zenginiymiş adanın padişahı gibi bişey..buruni mi ne öyle bişey adamın uçağı altın çatal bıçağı altın bizimki dikkatle izliyor sonra döndü bana anneeeeeeeee gördün mü sana söylemiştimmm altın diye birşey var... ben de anlayamasam da cevap verdim tepki çok heyecanlıydı...

unutuyorum yazmamı günler çok yoğun kafalar yoğun.. geçenlerde eve gelirken bana artık dünna(dünya)da yaşamaktan çok sıkıldığını ve uzaya gezmeye gitmemiz gerektiğini anlattı ben de nasıl gideceğimizi sordum uzay istasyonundan bir uzay jeti alacağımızı ve gezeceğimizi söyledi çok ciddiydi ve ben yavrumu çokkk seviyoorum ne güzel hayaller kuruyorlar çocuklar ben de kurarım hayal ama demek ki artık eskisi gibi kurmuyorum...

bi kelime söylüyor onu da yazayım aklıma gelmişken bi oyun oynuyoruz bişey oluyor bana diyor ama bu haslıksız (haksızlık)

4 Nisan 2012 Çarşamba






havuzlu konak.. bizim ki tiyatroyu kurdu..

1 Nisan 2012 Pazar

koşturmaca koşturmaca koşturmaca...
nisana girdik nisana girdik nisan....
ömür... gidiyor... ömür .... bitiyor..
akın büyüyor kocaman adam oluyor...

27 Mart 2012 Salı

Ablaya Teşekkür Et “Ablaya teşekkür et! ‘Lütfen’ dedin mi?”

Çocuğunuzla Birlikte Büyümek kitabının yazarı Naomi Aldort bu tür cümleleri anne babaların küçük çocuklarına öğretme telaşına değiniyor kitabının bir bölümünde. Burada ebeveynin amacı çocuğa şükran duygusunu öğretmek, kimi zaman ise toplum içinde çocuğun doğru davranışlarda bulunmasına yardımcı olmak oluyor.

Aldort, ailelere şöyle bir soru soruyor; “Ebeveynlerimiz biz küçükken bize bunları söylediğinde gerçekten şükran duygusunu öğrendik mi, yoksa kimimiz istemeden teşekkür etmek, paylaşmak zorunda olmak ya da özür dilemekten dolayı içerlemeyi mi öğrendik? Acaba çocuklar ihtiyaçları gerçekten karşılandığında şükran duygusunu kendiliğinden mi öğreniyorlar? Onlara öğretmek yerine belki de bunları izleyerek öğrenecekleri modeller mi olmalıyız?”

Doğal Ebeveynlik yaklaşımının duayenlerinden Naomi Aldort çocuklara ne söylemeleri gerektiğini söyleyerek onlara ne öğrettiğimiz konusunu şöyle açıklıyor:


1.Çocuk, birine nerede ne söylemesi gerektiğini ya da nasıl davranması gerektiğini dikte etmenin; başkalarını bu biçimde yönlendirmenin iyi bir davranış olduğunu öğrenerek büyüyor. Çünkü konuşmanın içeriğinden çok çocuğun aklında kalan, birisinin ona ne yapması gerektiğini söylediği.

2.En gözle görünmeyen mesaj ise “Ne söyleyip nasıl davranacağım konusunda kendime güvenemem. O yüzden ebeveynimin ağzından çıkan söze güvenmeliyim ve kurallara kayıtsız şartsız uymalıyım.” Tabii burada çocuğumuzu bir liderden çok kuralları izleyen, arkadan gelen birey olmaya hazırlıyoruz.

3.“Eğer ne yapmam, ne söylemem gerektiğini bilmiyorsam demek ki ben yeterli değilim” bilinçaltı mesajı ile kendine güveni düşük bir birey yetiştiriyoruz.

4.Çocuk kendinden şüphe duyuyor: “Neden kendimi teşekkür edecek bir duyguda hissetmiyorum? Demek ki bende bir gariplik var.”

5.Çocuk yalan söylemeyi öğreniyor: “Hiçbir şey söylemek istemiyorum (paylaşmak, özür dilemek), sanırım doğru kelimeleri söyleyerek içsel gerçeğimi yansıtmayan bir oyun sergilemeliyim topluma.

6.Çocuk büyüdüğünde geçmiş yıllarına bakıp zorla söyletilen özür, teşekkür gibi kelimelerden nasıl nefret ettiğini fark ediyor.

Aldort, büyüklerin toplum içinde çocuğun davranışları ile olan beklentilerine ise şöyle yaklaşıyor: “Biri çocuğumuza ismini ve yaşını sorduğunda ona ‘Hadi oğlum teyzeye kaç yaşında olduğunu söyle’ der ve çocuğumuzun sessiz kalması halinde utanç hissederiz. Üç çocuğumdan biri yedi yaşında gelene dek kendisine soru soran hiçbir yetişkine cevap vermedi. Ve ben her seferinde onun tarafında olup soru sorana ‘Sanırım şu an cevap vermek istemiyor’ deyip gülümsedim ve ‘İsterseniz ben size söyleyebilirim’ dedim. Geçen zaman içinde oğlumun kendisi hakkında bilgi verilmesinden hoşlandığını ancak benim onun yerine konuşmamı tercih etmediğini anladım. Bunun üzerine bu anları başka türlü halletmeyi öğrendim. Ona dönerek ‘İster misin bu teyzeye senin adını söyleyeyim?’ demeye başladım. Kimi zaman evet, kimi zaman hayır dedi. Ve ben onun liderliğinde yönettim bu tür olayları. Şimdi oğlum birçok büyüğün sorusuna cevap verecek kadar kendine güveniyor ve rahat. Bazense istemediğini söylüyor. Her şekilde seçimleri net ve karşısındaki kişinin hakiki olma potansiyeline göre değişiyor.”

Peki, ne zaman öğrenecekler görgü kurallarını, sorusuna ise Aldort bir soruyla cevap veriyor. “Onların kendi zamanlarında büyüyüp olgunlaşacaklarına tıpkı kendi zamanlarında yürüyüp konuştukları gibi güvenebilir miyiz?” Yetişkin olmadan onların bir yetişkin gibi davranmalarını istiyoruz. Çocuklarımıza sevgi ve saygıyla davranırsak, onlara kendi davranışlarımızla model olursak zaten çocuklar bu davranışları kendi doğallığında öğrenecekler.
“Onların ne olmalarını istiyorsan o ol ve başkaları ile ilişkideyken nasıl davranmalarını istiyorsan onlara öyle davran” diyen Aldort doğal ebeveynlik, terbiye, uyku, sınırlar, iki yaş dönemi, memeden kesme, hayırlar ve öfke, stres gibi ebeveyn ve çocuk ilişkisi konusunda dünyanın birçok ülkesinde seminerler veriyor.
Bu köşemi bugün Naomi Aldort’a ayırmamın sebebi onun doğal ebeveynlik yaklaşımlarından çok şey öğrenmemin yanı sıra 20-21 Nisan tarihlerinde seminer vermek üzere İstanbul’a gelmesi. Çocuğunuzla Birlikte Büyümek adlı kitabı benim danışanlarıma sıklıkla tavsiye ettiğim bir kitap. Çocuğunla Çatışmaya Son ve Övgü ve Ödülün Bedeli adlı seminerleri dinlemek için biran önce kayıt olun derim.


yukarıdaki yazı doğalebeveynlik.blogspot.com dan alıntıdır.. hoşuma gitti paylaşmak isetdim..